Bir zamanlar Hanzade vardı...(15)
![]() |
| Dali |
Hanzade sağlıklı beslenmeye çalışırdı. Daha genç olduğu ilk üniversiteden mezun olduğu zamanlarda, tek_tük sigara kullanırdı arkadaşlarıyla sohbet esnalarında. Sonradan bu alışkanlığı iradesini kullanarak bıraktı. Her gün mutlaka spor yapar, yol yürürdü. Tatil zamanlarında arkadaşlarıyla sıkça, yurt içi yurt dışı seyahatler yapar, kitap okuma zamanlarına çok vakit ayırırdı. Çantasında daima okuyacağı bir kitap mutlaka bulunurdu. Nerede bir sıra beklemesi gerekiyorsa, oturduğu yerden kitabını açardı okumak için. Kitap kurduydu adeta...Kitaplığında sanıyorum 5000 ya da daha fazla kitabı vardı. Sürekli de yeni çıkanlardan alırdı...vefat ettiğinde, okuduğu yarım kalmış kitapları ve de okumak için sıraya koyduğu kitapları kaldı yetim ve öksüz...Tiyatro sinema ve müzik sevdiği hobileriydi. Hayata bağlılığı ve sürekli kendine uğraş edinmesiyle örnekti herkese...Çok iyi bir dinleyici olduğu için, arkadaşlarının içtenlikle anlattıkları her şeyle ilgilenir çözüm bulmaya çalışırdı. Sırdaştı, güvenilir, kimsenin özelini kimseye anlatmayacak kadar sıkıydı ağzı...Etik değerleri çok derindi, vicdan duygusu da...Sevdiği güvendiği insanlara çok değer verir, onların gıyabında haksızlık yapanlara karşı savunma yapardı. Kardeşim, güvenini yitirenlere kırgın olurdu ama asla haklarında konuşmazdı.
Annemin trafik kazasında ölmesinden sonra ablalarını anne yerine koymuştu. Büyük ablamızın sakin yumuşak tavırları nedeniyle en çok ona yakındı. En çatıştığı karakter ablası bendim...Çünkü ben güneş burcu boğa, yükselen burcu başak, ay burcu kova olarak, onun zıttıydım. O ise güneş burcu ikizler, ay burcu ve yükseleni yengeçti... Ben haksızlıklar karşısında çabuk öfkelenir had bildirmeye çalışırdım. Öfkeyle kalkan zararla oturur atasözünü çok ispat etmişliğim vardır...O ise daha sakin ve kontrollü olaya uzak bakar had bildirmeyi değil, kalbinin etkisinde, akıl-mantık- hukuk yoluna gitmeye çalışırdı. Bana derdi ki ''ablam akıllısın ama adaletsizlik karşısında çabuk parlıyorsun, neyse ki çok vicdanlısın...'' Vicdan duyguma çok güvenirdi çünkü o da vicdanlı ve çok duyguluydu...
Rahmetli babam ile ayni evde yıllarca yaşadı. Babama evlat olarak en iyi bakımı o sağladı. Yaşlı büyüklerle oturmanın hayatı paylaşmanın iyi olduğu gibi sıkıntılı anları da oluyor. Babacığım onun dikkatli bakımı sayesinde 97 yaşına kadar, aklı başında yaşadı. Bebekliğinde 6 aylık doğan kızına özenle bakım sağlayan babacığıma fazlasıyla borcunu ödedi kardeşim. Babam son yıllarını kemik erimesi nedeniyle kırılan kalça kemiği operasyonundan sonra yatağa bağımlı olarak geçirmişti. O zamanlar babamın ayakları yürürken, her gün işten döndüğünde, yemek ve bakımı sonrası mutlaka arabasıyla gezintiye çıkarırdı. Son dört yılda evde bakıcı da tutularak babam olağanüstü bakıldı. Gürcistan'dan Türkiye'ye çalışmaya gelen , Gürcistan uyruklu Dali ile abla kardeş gibi anlaşarak babamın sevgi-saygı özen içinde bakılmasını sağladı gerçekten.
Dali ile çok anılarımız var... İlk geldiğinde çok ürkekti Dali... Eskiden Gori belediye başkanı olan eşini Ruslar milliyetçi vatansever oluşundan dolayı hapse atmışlar...Hapishanede can vermiş eşi.. ''eşim şehit oldu'' derdi....dört çocuğunu üniversite eğitimleri için Gori kentinde kendilerine ait üç daireyi satmış ve evlatlarını okutmuş... fakat o zamanlar üniversite mezunları (şimdi bizde olduğu gibi) işsiz kaldığı ve Gürcistan bağımsızlığa kavuştuktan sonra şiddetli ekonomik kriz içinde iken bir çok Gürcü ya da dağılan Rusya fedarasyonu diğer ülkelerden Türkiye'ye çalışmaya geliyorlardı. Dali iki üniversite bitirmiş, kültürlü, etik, İngilizce,Rusca bilen bir kadındı. Ev temizliğinden ziyade hasta bakımında idealdi...O zamanlar Rusya'dan çalışmaya gelen bazı kadınlara burada Nataşa denirdi...O kadınlar sarışın ve göz alıcı da olurlardı...Çoğu üniversite mezunu, doktor, mühendis vs... o zamanki şartlarda ekonomileri çok kötü olduğu için, mesleklerinin dışında her türlü işi yaptıkları söylenirdi. Karadenizin bazı erkeklerinde Nataşa düşkünlüğünün var olduğunu bilen Dali, kadın onurunun yerle bir edildiği o duruma düşmemek adına hasta bakıcısı olmaya razı olmuştu... İşte Dali bu durumda olmamak için görüntüsünü sade yapmaya çalışırdı, tedirgin oluşunun sebebi bu...Daha sonra anladık ki, ilk kez iş için korkarak geldiği bu evde Nataşa muamelesi görmekten korktuğunu...Hanzade kendinden 3-4 yaş büyük olan Dali'ye öyle duygusal ve anlayışlı içten, dürüst davrandı ki, kısa zamanda birbirlerine alıştılar...Hanzade'nin baba dediği yaşlı adama o da ''baba'' demeye başladı...
Hanzade ramazanda oruç tutan arkadaşlarını iftar yemeğine çağırmış bir gün...Yemekleri hazırlamışlar...salona iftar sofrası kurulmuş...top atılmış, ezan sesini duymuşlar, arkadaşları oruçlarını açacaklar, Dali heyecanla yarım öğrendiği türkçesiyle; ''Dur! ,bekle beni''
Koşup içerden Gürcistan'daki elma bahçelerinin hasadından yaptığı ev yapımı lezzetli şarap sürahisini sofraya koymuş....Hanzade şaşkın arkadaşları şaşkın...kısa bir sessizlikten sonra ...
Hanzade; ''Dali, bu olmaz''
''Neden Hanzade?ibadet bununla yapılır''
Herkes başlamış gülmeye...dinine bağlı bir ortodoks hıristiyandı. Gürcistan'da kendi bahçelerinde yetiştirdikleri elmalardan, ev yapımı şarap yapıp getirmişti. Arada ibadet amaçlı bir kadeh içerdi ...
Dali bizim dinimize de saygı gösteriyordu, ramazanda yenen iftar yemeklerinde ramazana saygı gösterir, kendi örf ve adetine göre şarap içilerek ibadete katkı sağlamayı düşünmüş olmalı. Hanzade Ortodoks olan Dali'ye, İslam dininde alkol kullanmanın haram olduğunu, hele dini günlerde, ramazanda bunun asla hoş görülmediğine dair açıklamaları, o olaydan sonra sonradan yapmış. Alkolün aşırı kullanımında yapılan taşkınlıklar nedeniyle dinen haram sayıldığını anlatmış. Artık günümüzde bazı kalp ve damar hastalıklarında cüzi miktarda etilalkol kullanıldığını, ilaçlar ile zehirleri ayıran kriterin dozu olduğunu ifade etmiş. Yılbaşı ya da yaş günü gibi özel zamanlarda enine iki parmak şarap içen, ya da bayramlarda bir yudum meyveli likörle çikolata ikram edilen bizleri gördüğü için, Dali'de kafa karışıklığı olmuş sanıyorum...Dali'ye dair buna benzer çok hoş anılarımız var...
Dali Ortodoks hırıstiyan, arada evde ibadet de yapardı, incil okurdu.
Bir gün Hanzade’ye :” Hanzade sen çok iyi bir insansın, çok üzülüyorum, ölünce cennete gidemeyeceksin, oysa cennet senin hakkın” demiş.
Hanzade o zaman” Merak etme Dali, bizimkiler de sizlerin cennete gidemeyeceğini söylüyorlar...eğer iyi insansam giderim, bunu Allah bilir. Müslüman olup da cennete gidemeyen olduğu gibi diğer dinlerden olup da giden de olacaktır. Ya da tersi...Önemli olan insan olmak Dali, dünyaya insan olma çabası için geldik” demiş.
Daha sonraki günlerde Kuran’ın İngilizcesini hediye etmiş. Dali Rusça, İngilizce bilirdi, 3 ay gibi kısa sürede Türkçe de öğrenmişti. Dinlerimiz farklı bile olsa ortak paydaları iyilik duygusu onları kadim dost yapmıştı. Babamın son günlerinde Kuran okutuluyordu evimizde, Dali izin isteyip babamın başında İncil de okumuştu. İslam dininin tüm semavi dinleri kabul ettiğini öğrenmişti çünkü...
Dali babam vefat edene kadar(2006-2010 yılları) dört sene Hanzade ile yaşadı. Arada Gürcistan'a giderdi, vizesini tazelemek imza atıp geri gelmek gibi prosedürleri vardı. izinle ülkesine gittiğinde, babamın bakımında hepimize görev düşerdi. başta abim, gelinimiz Leyla, Gülay ablam, Hanzade ve ben...Dali 10 gün sonra gelirdi izinden... Hanzade her gün okuluna ders vermeye giderdi, Gülay ablam emekli memurdu, ben de özel muayenehanemde çalışmaya giderdim...Gülay ablam gündüzleri babama kitap okur televizyonda belgesel açar, yemek yapar, gelen ziyaretçilerle ilgilenir, abim ve Leyla ile de her zaman yardımlaşırlardı. Geceleri babam için daha zordu...el ayak çekilince ağrıları nedeniyle uyumakta zorlanırdı...oysa gündüz ev halkı evde iş yaparken daha rahat uyurdu...abimin o gecelerde babama büyük desteği vardı. Ayni '' Babaocağı Apartmanında'' yaşadığımız için altlı-üstlü babamın bakımına destek veriyorduk. Aslında hasta bakım yıllarımızda bile görev paylaşmanın mutluluklarını yaşamışız...
Babamın 2010 yılının mayıs ayında vefatından sonra, akrabamız yaşlı ve yatağa bağımlı yaşayan başka birini bakma görevini, tavsiye sonucu almıştı. Dali o yaşlı akrabamızla kağıt üzerinde başka bir mal varlığı istemeyeceği, sadece emekli maaşını almak şartı ile nikahlandı. Yaşlı akrabamızın bakımını yaptı, vefatından sonra da , Gürcistan'a gitti. Hanzade babamın vefatından sonra yanlız yaşamaya başladı evinde. Her bayramda ,babamın sağlığında olduğu gibi hepimizi bayramın ilk günü kahvaltı sofrasında ağırlardı, yani babamın vekili gibi davranırdı kardeşim... okuldaki öğretmenlik görevine de devam ediyordu. Her günü dolu dolu yaşardı...arkadaşları dostları ile gezilere katılır onları evinde ağırlardı...Babam kadar yaşayamayacağını bilemiyorduk...babamın vefatından sekiz yıl sonra vefat edeceğini kimse bilemezdi...
Gülay ablamla 2016 yılında Gürcistan'a gittiğimizde Tiflis'ten ev almış yerleşmiş Dali ve oğlu Aleksandra ile görüştük. Çocuklarının babası eski Gori belediye başkanı merhum şehit eşi nedeniyle aileye emekli maaşı da bağlanmış, aileye şehitlik madalyası verilip onore edilmiş... Yıllardır çalışıp biriktirdiği paralarla evlerini almışlar. Kızlarını evlendirmiş torunları olmuş, kızları çalıştığı için torunlarına bakıyormuş. Gülay ablamla Tiflis'e geldiğimizi telefonla bildirmiştik. Kaldığımız otele geldiler yemekli akşam eğlencesinde sohbet ettik. O zaman Hanzade sağlıklıydı, Dali'den özlem dolu selamlar getirmiştik Hanzade'ye. Dali'nin ekonomik olarak rahatlamasına çok sevinmiştik hepimiz...
Arada Türkiye'ye geliyor ve mutlaka bize haber veriyor bir araya gelip eski günleri ve tatlı bir hüzünle, geçmişi Hanzade'yi anıyoruz...




Yorumlar