DEVLET ANA

     ''Kitap Kurdu Kulübünde'' okuduğumuz Devlet Ana romanı hakkında ,arkadaşlarımızla konuyu tartıştık. Her arkadaşımızın okuduklarını değerlendirmesi ilginçti. Herkes kendi birikimi ve hayata bakış açısıyla değerlendirdi, benim için önemliydi  herkesin farlı görüş açısını dinlemek... 

     Roman , edebiyatımızın önemli yazarlarından Kemal Tahir'e ait. Kitap Kurdu Kulübünün kuruluş fikrini ortaya koyan  Gülçin Üstüntaş'ın önerisiydi bu kitap...Sonraki WhatsApp yazışmalarımızda, bize  yanlış kitap önerdiğini ifade etti. Çünkü eski Orta Asya Türkçesine  benzer oluşu bu dili çocukluğundan beri duymamış oluşundan kaynaklanan zor okuma durumunda kalmış, fark etmiş ki esas önermek istediği kitap Kemal Tahir'in ''Yorgun Savaşçı'' romanıymış... Sadece o değil gurubumuzda  bir iki kişi de ayni zorluğu yaşamış. Bazen doğanın bile hatalı durumlarından neler doğmuyor ki. İyi ki   ''yanlışlıkla''   önerildi ve hep birlikte okuduk romanı... Çünkü bu zamana kadar, tarihi roman gibi algıladığım için  okumamıştım...Tarihi Tarih Bilimcilerden okumayı seçmiştim . Cumhuriyetin ilk çeyreğinde iz bırakmış yazarın Kemal Tahir'in bence başyapıtı budur, özellikle bu yıllarda bu kitabı ülkemizin gençleri okumalı, milletçe ihtiyacımız olan sorgulamada ihtiyaçları olacaktır. Yorgun Savaşcı ve Esir Şehrin İnsanları ayni yazara ait, peş peşe okunursa çok anlamlı, zira birbirini tamamlayan olaylardan meydana gelmiş yakın tarihimize ve geçmişimize  ışık tutuyor.  Kemal Tahir bu romanı yazarken çok araştırmış bence, çünkü romandaki dil Dede Korkut Masalları  gibi. Ayrıca Toros dağlarının tepelerinde, Ege bölgesi Kaz Dağları zirvelerinde  Karadeniz Canik dağlarının yaylalarında, Anadolu yaylalarında  bu dili hafiften duyuyoruz, aşinayız...

    Kemal Tahir 1967 yılında bu romanı yayımlar, Türk Dil Kurumunun roman ödülünü kazanır. Bir çok roman yazmıştır. Sağırdere, Körduman, Rahmet Yolları Kesti,Yedi Çınar Yaylası, Karılar Koğuşu gibi onlarca eseri var. 

     Arkadaşlarımızın bazıları dilin tarzını okurken zorlandıklarını söylediler. Bazı arkadaşlarımız ise, özellikle edebiyat öğretmeni olan ve yayla, köy gibi, kırsal yerleşim yerlerinde, görev nedeniyle ya da  çocukluğunun bir bölümü geçmiş olanlar kolayca adapte olduklarını ifade ettiler.

       Yazar Adalet Ağaoğlu'nun ifade ettiği gibi ''roman değil adeta bir destan'' bu kitap. Eski Orta Asya Türkçesine benzeyen Anadolu yörüklerinin halen izini sürdürdüğü  Öztürk'çe ile yazılmış adeta. Ayni dili çocukluğumun on iki yılını, yaz aylarında atalardan kalma yaylamızda  geçirdiğim için yadırgamadım. Çünkü rahmetli babam, sağlıklı olabilmemiz için, okullar tatil olunca , Kaleboynu yaylasına(Galaboynu)  çıkarırdı çocuklarını, yaylada eski yengeler, büyükanneler, bu dile benzeyen Türkçe ile konuşurlardı ve her sene  üç ay boyunca kulaklarım aşinaydı. Bu vesileyle, o zamanları hatırladım ,  Kaleboynu yaylasının müdavimlerinden  rahmetli olmuş, Müftüoğullarından, Uzunömeroğullarına  gelin gelme Mihto hatun yenge, Babamın amcası Tevfik ağanın kızı Nezaket Hala, Dursun bey amcamızın eşi, Gölköylü Şıhmanoğullarından Uzunömeroğullarına  gelin gelme Behice hatun yenge, babamın amcazadesinin gelini Sami bey amcamızın eşi Huriye hatun, Kıymet halam, Rafet halam, kitaptaki lisana az çok benzeyen lehçe ile konuşabiliyorlardı....o  vefaat etmiş büyüklerimizin ruhları şad olsun...

       Ordu ili Kabadüz ilçesine bağlı Kaleboynu yaylası, Oğuz Türklerinin kolu olan Danişmentoğulları dergahında yetişmiş Uzunömeroğulları'nın tımarıymış.Osmanlı zamanında Yaylada Sipahi askerleri yetiştiriliyor ve savaş zamanı Eyalet askerlerine katılacak köy kökenli Sipahiler genç erkeklerden  oluşuyor, barış zamanı ise koyun sürülerini otlatan ,tarlalarda tarım yaparak üretime katkı veren de yine  bu Sipahiler. Danişmentoğulları daha önce, Anadolu  Selçuklu devletine bağlı iken,  Moğol istilasıyla dağılmış, Danişmentoğlu beyliği  kendi özerkliğini ele almış, sonra Osmanlı beyliği tüm Anadolu Türkmen beyliklerini birleştirip devlet olunca, Osmanlı devletine katılmış Alpleri ve Medrese eğitiminden geçmiş Ulema sınıfı, Dergahı, ailede söz sahibi olan Bacı beyleriyle... Romanı okurken babamdan dinlediklerimi ve çocukluğumda gördüklerimi anımsadım...Yaylanın yaşlı hatunlarının davranış şekilleri romanda okuduğum Bacı Beyler gibiydi, yaylaya ''oba'' derlerdi, eski zamanlardan kalma otağı kurulan yerleri anımsatan sözler bazen çıkardı ağızlarından...


sorumluluk sahibi anaç kadınlardı...Devlet Ana beni çocukluğumun en güvenilir alanına kadar götürdü, keyif aldım gerçekten.

       İşte Kemal Tahir, Osmanlı beyliğinin kuruluş aşamasını anlatıyor bu romanda. Fark ediyoruz ki, o devrin adaletsiz ortamında,  Timur komutasında Moğol İstilası halktan kopmuş Anadolu Selçuklu devletini dağıtmış, bir yandan Bizans Tekfurlarının sadece kendi nefislerini düşünen gaddar tutumları, bir yandan Orta Asyadan akınlar halinde gelmiş Türk boylarının kendi başlarına bakma telaşı var...Diğer yandan Bizans'ın zulmünde yaşayan, Anadolu eski Asur, Urartu uygarlıklardan kalma medeniyetlerin insanları adaletsiz  haksız düzenden iyice perişan olmuşlar düzen gelsin ve katliamlar, acımasızlıklar yok edilsin adalet, yaşam hakları elde edilsin istiyorlar. Tüm dağılmış ve mağdur halkların beyliklerin tek derdi adalet ve düzenin sağlanması. Bu durumda Şaman atalarının esintilerini taşıyan Oğuz Türkleri, Tapduk Emre, Yunus Emre, Şeyh Edebali  dergahından eğitim görerek, etkilenerek halkı bir arada tutuyorlar. Adalet  ve ahlak değerleri üzerinde yürüyen beylik devletleşme ve  kuruluş dönemine giriyor. Bu düzende dört kurucu güç var.

1.Bacılar(Bacıyan-ı Rum)Örgütlü kadın gücü,sadece ev içi değil,  dışarı için de üretim yapar, dokuma, gıda barınma. Kimsesizleri korur, göç ve savaş zamanları düzeni sağlar.Devlet Ana figürü bu yapının önderi gibidir ve romana da adını verir. Kadının Türklerde, Araplar gibi değil, çok kıymetli olduğunu görüyoruz.

2.Ahiler(Ahiyan-ı Rum)Esnaf ve zanaatkarlar örgütüdür. Emek, ahlak, dürüstlük, adil paylaşım ilkelerine bağlıdır. Ahiler sessizdir, gösterişsizdir, gücü paradan değil, ahlaktan alır .Devlet ile mesafesini korur, kör biat etmez, kentli düzen vardır.

3.Alpler(Gaziler, Serdengeçtiler, Gaziler, Kaba güç Önderleri)Cesurdurlar, askeri gücü sağlarlar. Fakat  Alpler denetlenmez ise eşkıyaya dönüşür. Alp önderlerinin kılıçları vardır, fakat sözleri sınırlıdır. Töre, Ahi Ahlakı, Bacılar, Ahlaki değeri temel alan maneviyat önderleri  olmaz ise dengesizleşirler.

4.Etik ve ahlaki değerleri temel alan maneviyat önderleri. Çıkara dayanmayan gücü sınırlamayı öğretir. Devleti  kutsallaştırmaz, insanı merkeze koyar. Medreselerde bu öğretilir. Zulme uğrayanların acılarına merhem olmayı,psikolojik terapi  görevini yapar tekkeler  o zamanlarda...

  Kemal Tahir Devlet Ana romanında bu idealist düşünceyle devlet olmuş Osmanlının kuruluşunu ve başarılı oluşunu  anlatmış böylece.

   Kemal Tahir'in hayatına bakınca, beyaz yakalı Türklerden olduğunu anlıyoruz. Annesi, 2.  Abdülhamit'in kızı Naile Sultanın cariyesi iken babasıyla evlendirilmiş. Babası Sultan Abdülhamit'in yaveri yüzbaşı, marangozhanesinde çalışırken , sonradan Abdülhamit'in hediye ettiği konakta doğmuş yazarımız. Dolayısıyla tam saltanat yanlısı,1923 de  Mekteb-i  Sultani'de okumuş, annesi vefat edince babası ikinci evlilik yapmış , kim bilir nedense 10. sınıfta okuldan ayrılıp avukat katipliği ve Zonguldak kömür işletmelerinde ambar memurluğu yapar.1932 de İstanbul gazetecilik ve hikaye yazarlığı çevirmenlik yapmaya başlar. Devrin yazarlarından Sabahattin  Ali'den etkilenir. Donanma davası adı verilen bir suçlamayla, yazdığı bir yazıdan hüküm giyer ve Nazım Hikmet ile  hapse girer 13 haziran 1938 tarihinde.13 yıl süren hapis hayatında, bir kaç kez yurdun çeşitli yerlerine sürgüne gönderilir. İşte zamanında padişah yanlısı olan, sonradan devrin yazarlarından etkilenerek  masa başı solcusu olan ve hapse girdikten sonra gerçek Anadolu halkını yakından tanıyan bu büyük yazarın geçirdiği evrim basamakları çok öğreticidir. Hapishane, adeta yazar için büyük bir akademi olmustur. Akıllı ve zeki insanlar, eğer kollektif bilince saygı gösteriyorsa, paylaşmayı, dert ortağı olmayı, halden anlamayı, doğru olanı ortaya çıkarmayı, yaşadıklarından ders çıkarmayı bilirler,ruhsal tekamüllerinin(evrim) basamaklarında yükselirler.   Nazım Hikmet ile hapishanede tanışması yazarın dünyaya bakışını değiştirir. Ayrıca hapishanede kader ya da düzen mahkumu olan insanlarla tanışıp başlarından geçenleri dinlemesi, anı defterine duyduklarını yazması, onun gerçekçi romanlarının kaynağını teşkil eder. Hapishaneden çıktığında bir bavul dolusu anı defterine not aldıkları, yazarlığının sermayesi olur. 

   Kemal Tahir'in Devlet Ana romanında anladığımız, Osmanlıyı başarılı kılan kriter, batı feodalitesine benzemeyen Ana Devlet anlayışıdır. Devlet=Halk...devlet  halka rağmen değil, halk ile birlikte kurulur. Bey halka hizmet ettiği sürece meşrudur. Batı feodalitesi gibi değildir, toprak kişisel mülk değildir, devletin emanetidir. Zulüm devleti içten çürütür. Devlet kollektif akıl ile yönetilir. Osman bey tek başına hareket eden bir destan kahramanı  lider değildir. Bilgeler, Alpler, Bacılar ve Dervişlerle birlikte hukuk düzeni içinde karar alır uygular. Kısacası Devlet Ana, Osmanlıyı yücelten tarihi bir roman değil, Devleti yaşatan  ve toplumsal mayayı sorgulayan bir düşünce romanıdır. Adalet mülkün temelidir. İyi ve kötü insan yoktur, iyi ve kötü düzen vardır ...toplumda kötüler çok ise düzen de kötüdür. iyiler çok ise düzen iyidir. İyi sistemin kalıcı olması için hukuk kurallarının herkese ayni uygulanması gerekir. Eğer adamına göre hukuk kuralı uygulanırsa, iyi düzen kötü düzene evrilir. Osmanlı devletinin çöküşü de bu şekilde olmuştur. Tarihten ders almamız gerekir.

            ORDU Olay gazetesi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir zamanlar Hanzade vardı...(3)

Bir zamanlar Hanzade vardı...(10)

Bir zamanlar Hanzade vardı...(14)